Hazır giyimde 100 ulusal, 20 bin yerel marka var. Mobilyada 25 ulusal, 175 yerel marka rekabet ediyor. Ulusal bazda 7 oyuncunun olduğu beyaz eşyada, yerel marka sayısı 15’e ulaşıyor. Türkiye’de yaşayan tescilli marka sayısı ise 350 bine yaklaşmış durumda. Ancak uzmanlar, gerçek marka sayısının 500-800 civarında olduğa inanıyor. Türkiye’de marka sayısının yeterli olduğunu düşünen uzmanlar, artık var olanları global ölçeğe taşımak gerektiğini söylüyor.

 

İMKB sıralamasında ilk 10’da yer alan Turkcell, Akbank, Garanti Bankası, İş Bankası, Enka İnşaat, Halk Bankası, Sabancı Holding, Yapı Kredi Bankası, Koç Holding ve Tüpraş’ın toplam piyasa değeri 118,4 milyar dolar. Tek başına Coca-Cola’nın 110,4 milyar dolar olan piyasa değeri ise ilk 10 Türk şirketinin piyasa değerine yaklaşıyor. Bu kıyaslama markalaşmanın gücünü ortaya koyması açısından çok önemli.

 

Her ne kadar Türkiye, dünya ligine çıkan çok sayıda markaya sahip olamasa da Türk şirketleri yıllardır markalaşmada yol almaya çalışıyor. Türk Patent Enstitüsü’nün verilerine göre bugün itibarıyla Türkiye’de yaşayan tescilli marka sayısı 350 bine yaklaşmış durumda. 1995 yılında, marka mevzuatının yenilenip Türk Patent Enstitüsü’nün kurulmasıyla markalı üretim yapmak isteyen çok sayıda şirket adeta kuruma akın etti. Enstitüye yapılan marka başvurusu sayısı, 1995-2008 arasında yarım milyonu aşarak 558 bine ulaştı. Bu markalardan 343 bini tescil edildi. Tescilli markaların yüzde 72’si yerli, yüzde 28’i ise yabancı şirketlere ait.

 

Tescil almak elbette bir ismin “marka” olabilmesi için tek kriter değil. Piyasa koşulları içinde doğru işleri yapan ve sabırlı olan girişimler, zaman içinde bildiğimiz anlamda birer marka haline gelebiliyor. Ama yine de “Daha çok başvuru, daha çok markalaşma şansı yaratır” görüşünde olan uzmanlar, genel tabloya 2 noktadan bakmak gerektiğini düşünüyor. İlk nokta, marka üretmedeki hız. Türkiye, geçtiğimiz yıl yapılan 75 bin marka başvurusu ile Almanya ve Fransa’nın ardından Avrupa’da üçüncü oldu. İkinci nokta ise ekonomik potansiyel ile marka ilişkisi. Bu açıdan Türkiye’nin taşıdığı ekonomik potansiyelle marka ilişkisi zayıf bulunuyor.

 

Hedef Global Olmak

 

Peki Türkiye’de marka sayısı yeterli mi? Tüm uzmanların ortak görüşü marka sayısının yeterli olduğu yönünde. Herkes sayıyı artırmaktan çok, var olanları güçlendirmekten söz ediyor. Bu noktada markaları global ölçeğe taşımanın en önemli odak olması gerektiğini ifade ediyorlar. Texas Üniversitesi’nden pazarlama uzmanı Prof. Tevfik Dalgıç, “Bence marka sayısından çok bu markaların global hale gelmeleri daha önemli. 5 global marka ile 1-2 trilyon dolarlık dış satış yapmak mümkün. Ama yüzlerce marka ile tüm satışınız 100 milyar doları zor bulur” sözleriyle global marka olmanın önemini dile getiriyor.

 

Bahçeşehir Üniversitesi pazarlama profesörlerinden Selime Sezgin de Türk şirketlerinin asıl öğrenmesi gerekenin global marka değeri yaratmak olduğu ifade ediyor. “Şu anda lokomotif olarak görülen tekstil, gıda ve finans gibi sektörler, yabancı yatırımcıların hücumuna uğradığına göre stratejik birleşmeler ve satın almalarla Türk markaları değer kazanabilir” diye konuşuyor.

 

Sektörlerin de gündeminde ulusal değil global markalar yaratmak var. Birleşmiş Markalar Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Akyiğit’in açıklamaları da bu yönde. Akyiğit, “Derneğimizin hedefi, daha fazla üyemizi yurtdışına açılmaya teşvik etmek, hedef pazarları araştırmak, üyelerimize yol göstermek. 10 yıllık süreçte bunu başaracak çok markamız olduğuna inanıyorum” diyor. Merter Sanayici ve İşadamları Derneği Başkanı Ercan Tan da var olan marka sayısının yeterli olduğunu ifade ediyor, ardından şöyle devam ediyor:

 

Marka enflasyonu yaratmanın bir anlamı yok. Var olan markalarımız Nike ve Levi’s konumuna gelse Türk hazır giyim sektörü uçuşa geçer.” MOSDER Başkanı Nazif Türkoğlu da bundan sonra sektördeki şirketlerin ihracata ağırlık vererek faaliyetlerini sürdürmeleri gerektiğini, önemli olanın global markalar yaratmak olduğunu söylüyor.

 

Kaynak:CAPİTAL

Leave a Reply