Patent İhlal Cezalarının Sektörlere göre Analizi

Tüm dünya ülkelerinde , farklı sektörlerde olmak üzere birçok alanda araştırma geliştirme çalışmaları hergün biraz daha hızlanarak devam etmektedir. Bu çalışmalar sonucunda ortaya çıkan patentlerin sayısı da sürekli artış göstermektedir. Patent sayılarındaki bu artış, patent ihlal davalarından doğan patent savaşlarını tetiklemektedir.

 

Fikri mülkiyet hakları bilincinin artmasıyla bağlantılı olarak patent sayısı; tekstilden  bilişim teknolojilerine, sanayiden müziğe kadar hemen her alanda sürekli  artış göstermektedir. Bu durum da beklendiği gibi patent ihlallerini ve bu patent ihlallerinden doğan  patent savaşlarını beraberinde getirmektedir. Son zamanlarda,  teknoloji  devleri  Apple – Samsung arasında olan ve  bir kısmı sonuçlanmış davalarda, ihlal cezaları milyar dolarlara ulaşmıştır. Türkiye’de pek bilinmeyen tarımsal biyoteknoloji patent davalarında ise patent ihlal davalarından kaynaklanan tutar altı milyar dolarları geçmektedir . Patent davalarının teknik ve bilimsel detaylarının, toplumun her kesimince tam anlamıyla kavranıldığı söylenemez. Nitekim Apple – Samsung patent  davasında bir jüri üyesi ile bile ilgili savlar düşündürücüdür.  Bu yazıda; daha çok patent ihlallerinin en fazla izlendiği elektronik ve tarımsal biyoteknoloji sektörlerindeki fikri mülkiyet hakları (patent, telif hakkı, marka vs.) konularının üzerinde durulacaktır.

 

Fikri mülkiyet haklarının korunması  konusunda bilinçli olmayan bazı sosyal gurupların patente karşı olduğu bilinmektedir. Halbuki ABD’de bir temyiz mahkemesinin, izole edilen iki insan genine verilen patenti onaylaması , yeni bulguların patentleşmesinin kolaylaştığını sergilemektedir. İnsan refahına katkıda bulunan her buluşun desteklenileceği, buluşa dair bulguların kopyalanarak kötüye kullanımının engelleneceği bir fikri mülkiyet hakları yasası ile korunacağı, sonuçlarının konu sahiplerine katkı sağlayacağı bir sistem kurulmadıkça, özellikle özel sektör araştırmaları duraksayacak ve ülkenin rekabet gücü artamayacaktır.

 

Patent uygulamalarının, elektronik ve biyoteknolojide farklı olması doğaldır. Diğer teknolojilerden farklı olarak biyolojide ve biyoteknolojide patentlenen canlı  materyaldir. Patent  alma  fikrine karşı kesimlerde “bir canlının hayatı patentlenemez” gibi genel bir yargı olsa da, olay ticarileştiğinde  insan genlerine gelen yasal patentlenebilirlikten sonra, konu bitki olunca “tartışmaya gerek kalmamıştır” denilebilir. Tohumculukta “tescil” adı altında yapılan uygulama uzun yıllardır süregelmektedir.  Tescilli ürün çeşitlerine  uygulanan fikri mülkiyet hakkına da “ıslahçı hakkı” denilmektedir.  Bu durumda biyoteknolojide herhangi bir üründe geliştirilen bir çeşitte hem geliştirme aşamasında kullanılan teknik ve digger verilerle ilgili patent hakkı ortaya çıkmakta, hem de tohumun pazarlama aşamasında geliştirici için “ıslahçı hakkı” oluşmaktadır. Bu durumda “tohum”da hukuki anlamda iki farklı kavramdan söz edilebilir. Birincisi tohumluğun bir ticari meta oluşu, ikincisi ise tescilli bir çeşit tohumunda, o çeşidi geliştiren kişi veya kuruluşun yıllarca verdiği emek ve  ayırdığı bütçenin oluşturduğu “fikri mülkiyet hakları” karşılığı olan “ıslahçı hakları” nın varlığıdır. Yeni bir çeşit, yıllarca süren emek ve yatırımın ürünü teknolojik bir eser, yenilik, bir buluştur. Ancak söz konusu tohumluk “çeşit” olarak tescil edilmeli ve yasalara göre koruma altına alınmalıdır.  Bu durumda biyoteknoloji firmalarının özellikle birbirleri arasında yaşanan ve  elektronik sanayindeki  sayılar  seviyesinde patent ihlal davaları görülürken, diğer tarafta 160 milyon hektara ulaşan ekim alanlarına ekilen biyoteknolojik  tohumların ekimi, tohumun tekrar kullanımı ile oluşan ıslahçı hakları sorunları yaşanmaktadır. Bu sorunlar  kapsamında bir firmaya açılan dava 6 milyarları bulmaktadır.

 

Apple – Samsung patent ihlal davasının 16 ay gibi kısa bir sürede sonuçlanması çarpıcıdır. Böylesine teknik ve karmaşık davaların birçoklarını “taklit etme”, “çalma” gibi eylemlerden uzak tutacağı beklenebilir.  Diğer taraftan buluş konusu ürünlerinin patentlerini almak suretiyle pazarda rekabet şansını koruyabilen firmalar yeniliğe yatırımda tereddüt yaşamayacaktır.  Diğer yandan düşündürücü sorular ortaya çıkıyor:  Patent alma odaklı AR-GE’ye kimler yatırım yapabiliyor? Küçük firmaların patent alma şansı var mı? Milli gelirin ancak % 0.4’ü  AR-GE harcamalarına ayrılan Türk özel sektörünün patent savaşlarına katılma şansı ne kadardır?

 

Türkiye’nin önde gelen Patent Şirketlerinden biri olan Efor Patent’in kurucu ve Genel Müdürü Savaş Gümüş: Gelişmiş dünya ülkelerine ait dev firmalarla rekabet edebilme gücünü kazanabilmek için en önemli etken, nitelikli patentler doğuracak Ar-Ge çalışmalarına büyük önem verilmesidir. Bu felsefeden yola çıkarak hareket edilirse, Türkiye’nin de dünya ile rekabet edebilen markaları ve nitelikli patentleri olabilir.” dedi.

Leave a Reply