Dünyada ilk patent 1552 yılında İngiltere’de “boyalı cam pencerelerinin üretim şekli” için verilmiştir. Venedikler buluşların korunması için 1474 yılında “Patent Kanunu”nu çıkarmışlardır. Çıkarılan patent kanununda günümüze kadar birçok değişiklikler olmasına rağmen patent kanunu 4 temel ilke üzerine kuruludur.

 

Bu dört temel ilke, ilk olarak zihni ürünlerin tanınması, buluş sahibinin ödüllendirilmesi, yenilik faaliyetlerinin özendirilmesi ve son olarak da Ar-Ge sonuçlarına dayanarak teknik bilginin yaygınlaştırılmasıdır.

 

Uluslararası ticaretin yaygınlaşması sonucu ülkelerin yerel kanunlarıyla ilgili olan patent kanunları, Patent İşbirliği Anlaşmasıyla (1970)  ve hemen ardından Avrupa Patent Anlaşması (1973)  gibi yeni oluşumlar ile ülkesel sınırları aşarak, uluslararası haklar alanına taşınmıştır.

 

Türkiye’de ise patent sisteminin temeli 23 Mart 1879 tarihinde Paris anlaşmasıyla oluşmuştur. Fakat ilk üyeliğimiz 1925 tarihinde olmuş olup en son gelişme ve katılım tarihimiz 01.02.1995 tarihinde olmuştur.

 

Buluşların ödüllendirilmesindeki en önemli amaç sanayide patent hakları ve uluslararası ticaretin yaygınlaşmasıdır. Sanayide ve tarımda var olan sorunlara birtakım teknik çözümler getirilir. Bu teknik çözümlerin yaygınlaşması ve patent sahibinin haklarını korumak adına verilen bu belgeye patent denilir. Verilen Patent belgesiyle buluşlar ödüllendirilir ve teknik bilgi yaygınlaştırılır.

 

Patent sistemi tam olarak icat etmeyi, araştırma ve geliştirmeyi teşvik etmektir. Ülkelerin tarihine baktığımızda dünyanın en gelişmiş ülkeleri, istisnasız hepsinin patent kanunları gelişmişlik düzeyleriyle alakalıdır. Patent kanunlarını en önce uygulayanlar patent kanunlarında liderlik konumundadırlar.

 

Ar-Ge çalışmaları ise teknolojinin gelişmesi ve ülkenin kalkındırılması adına yapılan en önemli çalışmalardır. ABD,  Japonya ve Çin, Ar-Ge faaliyetlerini patent dâhilinde yürütüp teknolojide önemli adımlar atıyorlar. Patentin olmazsa olmazı olan Ar-Ge çalışmaları sanayicileri faaliyetleri konularında bilgilendirir onları hep birer adım öne götürür. Bu yüzden gelişmiş ülkeler patent konusunda Ar-Ge ‘ye büyük önem vermekle birlikte büyük yatırımlar da yapmaktadırlar. Dünyanın önde gelen firmalarının başarısı Ar-Ge’ye yapmış oldukları yatırım ve çalışmalarına ayrıca ürettikleri yeniliklerin patent ile korumalarına borçludur. Dünyaca tanınan en ünlü firmalar, IBM, Siemens, Nokia, Bayer, Mercedes, General Motors, Bosch Ar-Ge’ye önem verip çok büyük yatırımlar yapmışlardır. Bu firmaların çoğu ilk almış oldukları patent üzerine kurulmuş, daha sonra aldıkları patentlerle gelişmiş ve imparatorluk haline gelmişlerdir. Ülkemizdeki patent bilincine varmış en önemli isimler arasında Arçelik ve Vestel firmalarıdır.

 

Ülkemizde genel olarak sanayiciler özellikle patent ve buluş konularında yabancıdırlar. Ürettiklerinde yenilikleri keşfedemeyip üstelik “para kazanamıyoruz” diye yakınıyorlar. Sanayicilerimiz genellikle teknoloji transferini bedel ödemeden yapıyor. Herhangi bir yenilik ürettiklerinde bunu kendi adına almaları gerektiğini bilmiyorlar. Firmalarımızın kalite sistemlerine entegre edilecek bir patent işletimine ihtiyacı vardır. Sanayicilerimiz ciddi olarak Ar-Ge’ye yönelmelidirler ki patent bilincine sahip olunsun. Ar-Ge’ ye patent dahilinde ciddi önem verilmesi rakiplerin patentlerinin izlenmesi, gerekli araştırmaların yapılması, piyasaya sürülmeden önce ürün üzerinde gerekli değerlendirmeler yapıp patent başvuruları hazırlanmalıdır. Buluşçuların ödüllendirilmesi, firma içerisinde buluş teşviklerinin yapılması firmaya olduğundan büyük katkı sağlamaktadır.

 

Şu anda teknolojinin  patent odaklı planlanıp ve geliştiği bir devirdeyiz. Sanayicilerimizin patentin kendilerinde yararlı olacağını inanmalı firmalarda patent araştırmalarının yaygınlaşması gerekmektedir. Sektörlerin, temel hedefi sürekli gelişim ve sürekli iyileştirme faaliyetlerinde olan Ar-Ge’yi ciddiye almaları ise sektörleri içerisinde önde olma yollarından biridir.

Leave a Reply