Osmanlı İmparatorluğu, 1879 yılında ‘İhtira Beratı’ ile dünyada Patent Kanunu kabul eden ilk 10 ülke arasındaydı. O yıllarda buluş yapanlara altın, sim, bakır, madalyalar verilirdi ve bunlar marka yerine geçerdi. 1994 yılında ise, Türk Patent Enstitüsü kuruldu. İlerleyen yıllarda patent alımında sağlanan kolaylıklar, bürokrasinin azaltılması, patent danışmalığı veren kuruluşların artması ve buna bağlı olarak Sınai Mülkiyet kültürünün gelişmesiyle her geçen yıl patent ve faydalı model sayısının artması sağlandı.  Ülkemiz, son beş yılda patent sayısını üç kat artırdı ve 2012 yılında alınan patent sayısını 1025’e yükselterek cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyesine ulaştı. Bu aşamaya gelinirken ülkelerin girişimcilik ve yenilikçiliğinin bir göstergesi olan buluşlar ve patent sayıları için üniversitelerin oynadığı rol ise her zaman tartışıldı. Ancak yapılan bilimsel çalışmaların geliştirilmesi ve öğretim üyelerinin teşviki için günümüze kadar kayda değer bir düzenleme yapılmadı.

Kuşkusuz ülkelerin temel bilim ve teknoloji alanındaki başarılarında en büyük göstergelerinden biri üniversitelerin yaptığı çalışmalar ve bilimsel yayın sayılarıdır. Her ne kadar bilimsel yayın sayıları temel araştırmalar açısından önemli olsa da, bu araştırmaların ne ölçüde insanlığa yararlı olduğu konusu üzerinde de düşünülmelidir. Öncelikli amaç, bilimsel araştırmaların çokluğu değil, nitelikli ve faydalı çalışmaların sayısı olmalıdır.Günümüzde üniversitelerde birçok bilimsel çalışma, yüksek lisans ve doktora tezleri yapılmakta, bu çalışmaların çokluğuyla övünmekte, ancak bunlardan patente dönüşen, ticarileşebilen ve ülke ekonomisine katkısı olan araştırma sayısının ne kadar olduğu hep göz ardı edilmektedir.

Türk Patent Enstitüsü verilerine göre ülkemizde mevcut durumda son beş yıl içinde üniversitelerden alınan patent başvurularının sayısı 1030, üniversitelerden alınan patent başvurularının oranı ise %7 ve 1996-2012 yılları arasında Türk üniversiteleri adına yapılmış yayınlanmış müracaat sayısı ise 45’tir. Bu veriler de gösteriyor ki, öğretim üyelerimizin yaptığı çalışmaların çoğu bilgi havuzlarında saklı kalmakta, birçok buluş daha üretime geçemeden belki de özelliğini yitirmektedir. Oysaki eğer ülke olarak dünya ekonomisinde önemli bir yere gelmek gibi bir hedefe sahipsek yapmamız gereken bilimsel çalışmalardan faydalanmak, yenilik yapmak ve bunu bir teknolojik yatırıma dönüştürmek olmalıdır. Teknolojik gelişmeyi güçlendiren kurumları oluşturmak, sanayileşme hedefi güden ekonomimiz için öncelikli konu halini almalıdır. Bu da ancak ülkelerin bilimsel buluşlarının ticarileşme ölçütü olan patent sayılarını artırmakla gerçekleşebilir.

Bu amaçla bilimsel ve teknolojik araştırma yetkinliği kazanmış üniversitelerimizde Sınai Mülkiyet bilgisinin artırılması,girişimcilik ve yenileşme kültürünün geliştirilmesi gerekmektedir. Üniversitelerin, sanayileşme sürecinde etkin bir rol oynamaları için bu kültürün yerleşmesi şarttır. Özellikle girişimcilik, teknoloji yönetimi ve İnovasyon yönetimi gibi konular akademisyenler için öncelikli ve avantajlı hale getirilmeli, lisanslama konularında çalışmaların artması gerekmektedir. Böylelikle üniversitelerde yapılan Ar-Ge çalışmaları gelişecek ve üretilen yenilikçi projeler ile sanayi-üniversite işbirliği de sağlanacaktır.

Diğer taraftan bakacak olursak Patent kavramının yerleşmesi ile üniversitelerin uluslararası düzeyde rekabet edebilecek bir yeterliliğe ulaşma konusunda kendilerini gözden geçirme imkanları da oluşacaktır. Böylece somut bir amaç çerçevesinde yapılması gerekenler, izlenilmesi gerek yol haritaları sağlıklı bir şekilde çıkarılarak sistematik bir gelişme sağlanabilecektir.

Bu yıl Patent Kanununda yapılacak değişiklik ile üniversitelerin kurumsal olarak patent sahibi olabilmesi, lisans sahibi olarak gelir elde edebilmesi ve buluşu yapan öğretim üyesinin de patent haklarından en az yüzde 30 pay alabilmesi amaçlanıyor. Bu gelişmeler bilimsel bilgimizin teknolojiye aktarılması için açılması gereken kapıyı biraz olsun aralamış olması bakımından sevindirici bir gelişmedir. Bu gibi çalışmaların artması ile mucide buluşu üzerinde tekel hakkı kazandırarak teknolojinin üretilmesi ve yayılmasını teşvik eden patentlerin de sayısı artacak,üniversitelerimizin sınai mülkiyet sisteminin önemli bir parçası haline gelmesi kaçınılmaz olacaktır.

Leave a Reply